GUL VE DIKEN...



B12 eksikliği ölümcül olabilir...

17/11/2008 · Kategori: NETTEN ALINTILAR

SAĞLIK SERVİSİ


B12 vitamini eksikliği alzheimer, bunama, depresyon osteoporoz gibi pek çok hastalığa neden oluyor. 30 yaşından itibaren insana B12 takviyesi gerekiyor..

Bugüne kadar üzerinde çok durulmayan, sadece "kansızlık" yaptığına inanılan B12 eksikliği, tıp dünyasında pek çok kronik hastalığın nedeni olarak kabul edilmeye başlandı.

Herald Tribune'de yer alan bir makaleye göre 60 yaşlarındaki 107 yaşlı üzerinde yapılan bir araştırmada, B12 eksikliğinin beyin küçülmesine neden olduğu ortaya çıktı. Bu araştırma tıp dünyasında büyük yankı uyandırdı. Yapılan kan testleri vücuttaki B12 eksikliğini gösteriyor. Ancak tıp dünyası şimdi yeni araştırmalarla B12 seviyesinin normal değerinin aslında düşük olduğunu savunuyor. Kansızlığa neden olduğu düşünülen miktarın bile beyinde kalıcı hasar yapabileceği üzerinde duruyor.

ETTE BULUNUYOR 
Birçok doktor 50 yaşın üzerinde B12 alımını artırmayı öneriyor. Fazlasının kimseye zararı olmadığı üzerinde duruluyor. Hayvansal gıdalarda, kırmızı ette, B12 katkılı müslilerde bulunan B12'yi özellikle vejetaryen beslenen kişilerin ek olarak alması öneriliyor.

 

Düşük seviyede mide asidine sahip olanlar, gastrit hastaları, reflüsü bulunanlar B12 eksikliği için en büyük risk grubunu oluşturuyor.

 

65 yaş üzerindeki insanların yüzde 30'unda bu vitaminin eksikliği bulunuyor. Uzmanlar bunu büyük bir problem olarak yorumluyor, çünkü yaşlı insanların çoğunun bu sorunlarının farkında olmadığı, hatta doktorlarının bile bunu sorun olarak görmediği belirtiliyor.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

26/10/2008 ·

-Pi`yi 3 alacaksan güzelim, ben seni böyle de severim

-Hatalıysam hesap et: 2x-2y=21 / x+y=5 / x=? y=?

-3 bilinmeyenli denklem çözerim, geçme beni çok pis ezerim

-Küsüratım bile olamazsın

-Gülü soluncaya, seni lim x -0+ 1/x`e kadar seveceğim

-En son sollayanı çarpanlarına ayırdım

-Sağlama bizim işimiz, sen soldan geç

-O şimdi iki bilinmeyenli denklem

-Hızlıysam , limitini bul !

-Aritmetiğin ustasıyım, geometrinin hastasıyım 

-Pisagor sağolsun

-Birden gelip, sonsuza giderim

-Özel dersin saati 60 milyon

-Bir bilinmeyenli denkleme kadar yolum var

Yorum (1) Yorum yaz!

Ceviz, beynin ihtiyacı olan gümüş iyonlarını içeren tek meyve...

24/10/2008 ·

Beyin dopingi: Ceviz

Beyin dopingi: Ceviz 
Hasadına başlanan, dışındaki yeşil kabuğu kafa derisini, sert kabuğu kafatasını, içindeki zar beyin zarını, meyvesi ise beynin fizyolojik yapısını andıran cevizin, kimyasal içeriğiyle beyin sağlığını da koruduğu bildirildi.

Son yıllarda, yüksek kesimlerdeki ormanlık alanların ağaçlandırmasında en yaygın meyve türü olarak değerlendirilen ceviz, yaş olarak kilosu 12-15 YTL arasında değişen fiyatlarla alıcı bulurken, uzmanlar da önemine dikkati çekerek, tüketimini öneriyorlar. 

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi diyetisyeni Özgen Arı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''cevizin fizyolojik yapısının benzerliğinin yanı sıra içeriğindeki vitaminlerle de beyin dostu olduğunu'' bildirdi. 

Cevizin, dışındaki yeşil kabuğu ile kafa derisini, sert kabuğu ile kafatasını, içindeki ince zar ile beyin zarını, meyvesi ile de beynin şeklini adeta birebir yansıttığını belirten Arı, ''Bu benzerliğin yanı sıra sağlık açısından da ceviz tam bir beyin dostu'' dedi. 

Şekli ile beynin küçültülmüş bir modeli olan cevizin Omega 3, Omega 6, A, B ve E vitaminleri ile lif yönünden zengin olmasının yanı sıra, beyin için gerekli gümüş iyonlarını da içerdiğini ifade eden Arı, ''Antibakteriyel özelliği olan gümüş iyonları beyin sağlığının koruyucusudur. Ceviz, beynin gereksinimi olan gümüş iyonlarını içeren tek meyve'' dedi. 

Cevizin beyin sağlığına olumlu katkı sağlamasının yanı sıra kalp ve kolesterol için de vazgeçilmez bir meyve olduğunu belirten Arı, ''Ceviz sadece ileri yaştaki bireyler için değil gelişme çağındaki çocuklar için de tüketimi gerekli bir meyve. Cevizi, zihin açıcı, dikkat toplayıcı özelliği nedeniyle ÖSS ve SBS gibi sınavlara giren öğrencilere hararetle öneriyoruz'' dedi. 

Cevizin kan kolesterolünü düşürücü etkisinin de bilimsel olarak kanıtlandığına dikkati çeken Arı, cevizin içeriğinin oldukça yüksek olması nedeniyle günde 30-45 gramdan fazla tüketilmesini önermediklerini bildirdi.

Yorum (0) Yorum yaz!

Bizi gıcık eden 15 şey...

24/10/2008 · Kategori: NETTEN ALINTILAR

1 - Bir şey tamir ederken elin tamamen yağlandığında burnun kaşınır.

2 - Yere düşürdüğün bir bozuk para veya bir küçük vida ulaşılması en zor yere yuvarlanır.

3 - İnsanların seni seyretme olasılığı düştüğün komik durum ile doğru orantılıdır.

4 - Yanlış numara çevirdiğinde çevrilen numara kesinlikle meşgul değildir.

5 - Patronuna lastiğin patladığı için geç kaldığını söylediğinde ertesi gün lastiğin gerçekten patlar.

6 - Gırgır geçmeye başladığın anda patron kapıda görünür. (Kesinlikle bu oluyo )

7 - Sıkışık trafikte şerit değiştirdiğinde, terk ettiğin şerit daha hızlı akmaya başlar.(her zaman)

8 - Duşa girip ıslandığında telefon çalar.

9 - Birileri ile karşılaşma ihtimalin, görünmek istemediğin zaman en üst düzeydedir.

10 - Bir makinenin çalışmadığını ispat etmen gerektiğinde kesin çalışır.

11 - Kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır.

12 - Sinemada sıranın ortasında oturanlar salona en son girerler.

13 - Üzerine yağ-reçel sürülmüş bir ekmek kesinlikle en pahalı halıya ve yüzüstü düşer.

14 - Ayağınıza tam oturan bir ayakkabı kesinlikle mağazadaki ayakkabıların en çirkinidir.

15 - Herhangi bir şeyi beğendiğinizde derhal üretimden kaldırılır.


Netten Alıntı...

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Üzüm çekirdeği...

9/10/2008 ·

 
 

Üzüm Çekirdeği Avrupa'da ilaç niyetine satılıyor. Mucizevi çekirdek ödemden, nezleye kadar bir çok hastalığın tedavisinde kullanılıyor.

Üzümün çok faydalı olduğu bilinir. Özelliklede zihin açıcı yönü ile sınavlardan önce kuru üzüm tavsiye edilir. Ama birçoğumuz üzümü yerken çekirdeğinden muzdarip oluruz. Onu tüketmez, atarız. Hatta marketlerde en çok çekirdeksiz üzümler rağbet görür. Hâlbuki üzümün çekirdeği bugün birçok Avrupa ülkesinde ilaç niyetine, tabletler halinde satılıyor. Yavaş yavaş Türkiye'de de yaygınlaşmaya başlayan üzüm çekirdeği, yakında bütün eczanelerdeki yerini alacak gibi.

Bu çekirdeğin en önemli faydası kan damarı onarıcısı olması. Kan damarları insan için hayati önem taşıyor. Başınızdan ayak uçlarınıza kadar her doku kanla beslenir. İncecik kılcal damarlardan, geniş atardamarlara kadar, karmaşık kan damarları ağı sizin yaşam hattmızdır. Eğer kan damarları yaşlanır, hastalanır, zayıflar, incelir ve kan sızdırırsa, sağlığınız tehlikede demektir. Eğer oksijeni taşıyan kan düzgün bir biçimde akmıyorsa kalp kasınız hasar gö- rebilir. İşte üzüm çekirdeği, zayıflamış kan damarlarını güçlendirip normal sağlıklarına döndü-rebilen, dolaşım bozukluklarını n düzeltebilen ve önleyebilen bir yapıya sahip.

Özelliği ise tamamen doğal olması... Çekirdek, damar hastalıklarını tedavi ediyor. Zayıflamış kan damarlarının yapısını güçlendiriyor. Ayrıca üzüm çekirdeği bilinen en güçlü antioksidan. .. Yapılan bazı testlerde, E vitamininden 50 kat daha güçlü olduğu ortaya çıkmış.

İlk Fransa'da keşfedildi

Üzüm çekirdeği 40 yıldır Avrupa'da, özellikle üzüm bağlarının çokluğu ile bilinen Fransa'da etkili bir biçimde kullanılıyor. Üzüm çekirdeği 1947 yılında Bordeaux Üniversitesi' nden emekli tıp profesörü, Fransız Kimyacı Jack Masquelier tarafından keşfedilmiş. Çekirdek ilk olarak hamileliğinden dolayı aşırı ödemi olan fakültenin dekanının eşine, dekan tarafından verilmiş. Masquelier o günü şöyle anlatıyor; "Kadın, şişmiş bacakları ile o kadar yorgun görünüyordu ki, güçlükle yürüyebiliyordu. Yüzünden, çektiği acıları okumak mümkündü. Ne yapabilirim de bu kadının acılarını dindirebilirim diye düşündüm. Sonra dekanın eşine çekirdek verdiğini gördüm. Dekanın eşi 48 saat içinde iyileşti. O halde, ben üzüm çekirdeğinde özel bir şeyler olabileceğini düşündüm."

1950'de üzüm çekirdeği Resivit olarak bilinen ve Fransa'da satılan ilk damar koruyucu ilaç olmuş. Doktor Masquelier ve meslektaşları, üzüm çekirdeğinin varis üzerindeki etkisini doğrulayan dokuz deney yapmışlar.

Bununla birlikte çekirdek, göz kamaşması, gece körlüğü, maküler dejenerasyon gibi göz sorunlarının, arterit, saman nezlesi, alerji ve burun kanamalarını tedavisinde de kullanılmış. "Eğer düzenli olarak üzüm çekirdeği alırsanız, damar duvarlarınız güçlenecektir. " Diyor Dr. Masquelier.

Diş eti kanayanlar kullanmalı

Peki üzüm çekirdeğine ihtiyacınız olup olmadığını nasıl öğreneceksiniz? Doktor Masquelier'in konu ile ilgili görüşleri şu şekilde: ";Sabahleyin dişlerinizi fırçalarsınız ve diş etlerinizin kanadığını görürsünüz. Ya da göz korneasında bir kan lekesi fark edersiniz. Veya geceleri kendinizi yorgun hissedersiniz, baldırlarınız şişer, ödem olduğunu fark edersiniz. Bu durumda damar zayıflığından muzdarip-sinizdir ve üzüm çekirdeği tüm bu patolojik mekanizmalarla mücadele eder."

1995 yılında İtalya'da yapılan bir araştırmada 150 miligramlık üzüm çekirdeğinin ağrıyı, yanma karıncalanma hissini ve atardamarları n şişme derecesini azaltmada, yaygın olarak kullanılan bir eczacılık ilacından daha hızlı ve uzun süreli etkili olduğu bulunmuş. 1985 yılında da Fransa'da 92 hasta üzerinde yaşılan kür kontrollü deney, 28 gün boyunca 300 miligram üzüm çekirdeği almanın, ağrıyı, karıncalanma geceleyin giren bacak kramplarını ve şişkinliği yüzde 50den daha fazla azalttığını göstermiş.

Üzüm çekirdeğini diğer bir faydası ise gözlere... Gece görüşünde önemli olan parlak ışıkların neden olduğu göz kamaşmasını geçirmeye yardımcı oluyor. Yine Fransa'da 100 denek üzerinde yapılan iki ayrı araştırmada 5 hafta boyunca günde 200 miligram üzüm çekirdeği almanın parlak ışıklara maruz kaldıktan sonra görme keskinliğine yeniden kavuşma durumunu artırdığı ortaya çıkmış. Ayrıca testlerde üzüm çekirdeği ürünün bir bilgisayar ekranı karşısında çalışmanın neden olduğu göz gerilimini geçirdiği ve miyop kişilerde retinanın işlevini ve duyarlılığını düzelttiği görülmüş.

Üzüm çekirdeğinin tansiyonu ve onun sonuçlarını düzenlemeye yardımcı olabileceği de belirtiliyor. Araştırmaların gösterdiğine göre, yüksek tansiyonlu insanlar genellikle çok geçirgen olan, zayıf kılcal damarlara sahipler. Bu da onların kılcal damar kanaması geçirme ve göz retinasındaki kan damarlarının yırtılma olasılıklarını artırıyor. Dr. Miklos Gabor'un yaptığı araştırmada üzüm çekirdeği yüksek tansiyonlu deneklerde kılcal damarları güçlendirmiş.

Anti-Aging etkisi

Üzüm çekirdeği damarları yenilediği için ayrıca anti-aging etkisine sahip. Yenilenen damarlar yaşlılığı geciktiriyor. Böylelikle cildinizdeki yaşlanma belirtileri azalıyor. Uluslararası sertifikalı Organik Üzüm Çekirdeği Ekstraktnın içerdiği Proantosiyanidin bilinen en güçlü etkisi antioksidant. Üzüm çekirdeğinin antioksidant etkisi vitamin E'den 50, vitamin C'den 20 kat daha fazla.

Antioksidantlar, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışarıdan sigara, alkol, kirli hava v.s. ile alınan oluşan veya dışarıdan sigara, alkol, kirli hava v.s. ile alınan zararlı maddeleri etsiz hale getiriyor. Uzmanlara göre vücudun antioksidant üretimi 25 yaşından sonra yavaşlamaktadı r. Bu yavaşlamanın yol açtığı deformasyonları yok etmek için bilinen en kuvvetli antioksidant ise organik üzüm çekirdeği ekstraktıdı olduğu belirtiliyor. Çekirdek, bağ dokularını güçlendirerek cilt sarkmasına engel oluyor. Cildin elastik, yumuşak ve düzgün olmasını sağlıyor.

Üzüm çekirdeğinde tavsiye edilen miktar

Üzüm çekirdeğinin tavsiye edilen miktarı günde 150 ile 300 miligram. Damar sağlığını korumak için gerekli doz ise günde 5-10 gram.

Güvenlik etkileri

Üzüm çekirdeğinin insanlar üzerinde her hangi bir yan etkisi görülmemiş. Prof. Peter Rohdewald tarafından laboratuar fareleri, Hint domuzları ve köpekler üzerinde yapılan araştırmada doğal çekirdeğin, toksik, mutajenik, karsinojenik olmadığı tespit edilmiş.

Kimler kullanmalı?

Kan damarlarının yardıma ihtiyaç duyduğunu düşünenler.

* Cildindeki kırışıklıklar günden güne fazlalaşanlar
* Cildi cansız ve solgun görünenler
* Cinsel yaşantısında kendini yetersiz hissedenler
* Kalple ilgili sorunları olanlar
* Ani kalp krizi riski olanlar
* Görme gücünde yaşlanmaya bağlı bozulma olanlar
* Şişlikler ve ödem alerjilerinde
* Yüksek tansiyonda
* Kolayca kanama ve morarma eğilimi olanlar
* Daha önce kanamaya bağlı felç geçirenler
* Şeker hastalığı olanlar
* Varis ve hemoroit gibi soruları olanlar

Şunu belirtmek gerekiyor ki; yukarıda bahsettiğimiz faydaların birçoğu çekirdeğin damarları onarıcı özelliğinden kaynaklanıyor. Çünkü damarlar, insan bedenini ayakta tutan ana mekanizmalar. Onların bozukluğu insan bünyesinde birçok hastalığa neden oluyor. Damarları onaran çekirdek, böylelikle diğer hastalıkların iyileşmesinde de önemli bir etkiye sahip oluyor.

 
Neslihan Bakırcı
Kişisel Gelişim , sayı 33
 
İleten : Haldun Keskin

Yorum (0) Yorum yaz!

Cevizin faydaları...

19/9/2008 · Kategori: NETTEN ALINTILAR

 



Ceviz damarları koruyor

Ceviz, yağlı besinlerin damarlara verdiği zararı azaltıyor.

İSTANBUL - Cevizin kalp ve damar sağlığı için yararlı olduğu yeni bir araştırmayla daha kanıtlandı. İspanyol uzmanlar tarafından yapılan araştırmaya göre, öğünler sonunda yenen belli miktarda ceviz, yağlı besinlerin damarlara verdiği zararı önlüyor.








Amerikan Kardiyoloji Üniversitesi'nin dergisinde yayımlanan araştırmada, 24 kişiye bir hafta boyunca yağ oranı yüksek salam ve peynir içeren öğünler verildi. 

Araştırmaya katılanların yarısına öğün sonlarında 5 çay kaşığı zeytinyağı, diğerlerineyse 8 adet ceviz verildi. Yapılan testler, hem zeytinyağı hem de cevizin yağlı besinlerin damara verdiği zararı azalttığını gösterdi. 

Araştırma ayrıca cevizin damarların esnekliğini de koruduğunu ortaya koydu. Cevizin bu özelliğiyle, damar sağlığı için zeytinyağından da faydalı olduğu vurgulandı. 

Yağlı besinlerin yol açtığı damar sertliği, felç ve kalp hastalıklarının temel nedenleri arasında gösteriliyor.





Ceviz Ağacı (Junglans Regia), daha yapraklanmadan, Mayıs' ta çiçeklenir. Taze yaprakları Haziran' da, kolayca delinebilecek durumdaki meyveleri Haziran ortasında ve olgunları ise Eylül'de toplanır. 25-30 m kadar yüksekliğe ulaşabilen, kışın yaprak döken gösterişli bir ağaçtır. Yapraklar tek tüysü, yaprakçıklar tam kenarlı ve kuvvetli kokuludur. Drog elde etmek için yapraklar Haziran ve Temmuz aylarında toplanır, havadar ve gölgeli bir yere serilerek kurutulur ve ince kıyılarak hava almayan kaplarda saklanır. Ceviz ağacı, Kuzey doğu ve doğu Anadolu' da yabani olarak yetiştiği gibi, bahçelerde de yetiştirilmektedir. Yaprakları tanen, eterli uçucu yağ, juglan (mantar hastalıklarına karşı etkili), C vitamini ve flavonlar içermektedir.

Ceviz yaprağının kan durdurucu-sıkış tırıcı (astringent) , kuvvetlendirici (tonik) ve bağırsak kurtlarını veya solucanlarını düşürücü (antihelmintik) etkisi vardır. Yaprak çayı, sindirim bozukluklarında, kabızlıkta, iştahsızlıklarda ve kan temizliğinde etkilidir. İştah açıcı, kan şekerini düşürücü ve kuvvet verici etkileri vardır. Deri hastalıklarında antiseptik olarak haricen kullanılır. Ceviz yaprağı kaynatılarak, tüm sıraca (scrofula), frengi (sifilis), egzema (mayasıl), herpes (uçuk) ve raşitik hastalıklarda, kemik çürümesinde, kemik deformasyonunda ve ayrıca, iltihaplı el ve ayak tırnaklarında kullanılabilen çok etkili bir banyo katkısı elde edilir. Favus ve uyuz hastalıklarında, hasta bölgeler, taze ceviz yaprağının kaynama suyu ile yıkandığında, kısa sürede düzelme görülecektir. Bu suyla yapılan banyolar, yıkamalar, ergenlik sivilcesine, iltihaplı egzemalara, ayak terine ve kadınların akıntılarına iyi gelir. Ağız boşluğu iltihabı, dişeti, boğaz ve gırtlak hastalıklarında gargara yapılmalıdır.

Ceviz yaprağının kaynama suyu banyo suyuna eklendiğinde, donuk kabarcıkları iyileşir. Ceviz yaprağı kaynama suyu, hızlı saç dökülmelerinde de kafa derisine friksiyon (ovarak sürme) yapmakla kullanılır. Bu sıvı ayrıca, kafa bitine karşı da çok etklidir.

Haziran ortasında toplanan cevizlerden, mide, karaciğer ve kanı temizleyen, mide yorgunluğunu ve bağırsak çürüklüğünü gideren çok etkili bir ceviz tentürü elde edilir. Bu tentür, ayrıca kan koyuluğuna karşı da çok yararlıdır.

UYARILAR: İçerdiği tanen maddesi duyarlı kişilerde bazen mide bulantısı veya kusmaya yol açabilir. Bunun dışında, ceviz yaprağının bilinen bir yan etkisi yoktur.



Haldun Keskin

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Yürümek her derde deva...

9/8/2008 · Kategori: NETTEN ALINTILAR

- Doktordan uygun görüş alınmadan böyle bir programa başlanmamalı

- Yemeklerden sonra uzun ve tempolu yürüyüşlerden kaçınılmalı

- Herhangi bir rahatsızlık hissedildiğinde yürüyüş bırakılmalı

- Yürüyüş, akşam yemeğinden en az 2 saat sonra yapılmalı

- Diyabet, tansiyon yüksekliği, kalp ve karaciğer rahatsızlığı ya da kronik rahatsızlığı olanlar yorucu ve uzun yürüyüşlerden kaçınmalı."

Bu tavsiyelere uyulması halinde düzenli bir yürüyüş programının vücuda yararları ise şöyle:

"- Kan akışının hızlanması, kan dolaşımının iyileşmesi, kalp, damar ve beyin rahatsızlıkları nın giderilmesi

- Vücudun tüm kaslarının güçlenmesi

- Kalp kasılması ile meydana gelen kan miktarının artması ve dinlenme esnasında nabzın azalması

- Kan basıncının düzenlenmesi

- Hareket ve stres anında tansiyonun yükselmesinin önlenmesi

- Şişmanlığın önüne geçme

- Barsak hareketlerinin arttırılması ile sindirimin kolaylıkla sağlanması

- Beyine giden oksijen miktarının artması ile zihinsel keskinlik ve düşünce potansiyelinin artması

- Lenf dolaşımını düzene sokma

- Akciğerlerin hava kapasitesini arttırma

- Hareketlilik veya dinlenme sırasında metabolizmayı uyararak sürekli dinç tutma

- Travma sonrası toparlanma sürecini hızlandırma

- Kandaki yağ oranını düşürme

- İyi ve kötü huylu kolestrol dengelerini düzenleme

- Vücuttaki tüm organlar arasındaki koordinasyonu düzenleme

- Eklemlerin esnekliğinin artması, bel ve boyun ağrılarının hafifletilmesi

- Kemiklerin sertleşmesi

- Vücudun hastalıklara karşı dayanıklılığının artması ve bağışıklık sisteminin direncinin artması

- Yorgunluğun hafiflemesi

- Uykusuzluk sorununun giderilmesi ve bünyesel rahatlamanın sağlanması

- Vücudun endorfin adı verilen keyif hormonlarını hareketlendirme

- Yaşlanma sürecinin geciktirilmesi ve deriye zinde bir görünüm kazandırma

- Moral, özgüven ve iyimserliğin artması."



-- 
HALDUN KESKIN

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Acı Biber ve Kanser...

9/8/2008 · Kategori: NETTEN ALINTILAR

Kansere karşı kırmızı biber Acı kırmızı biberin insan sağlığı üzerindeki
olumlu etkileri, özellikle kanser hücrelerini yok eden özelliğ
i,
İngiltere'de yapılan bir araştırmayla bir kez daha doğrulandı.

Nottingham Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, jalapeno biberinin (acı kırmızı biber) 
içinde bulunan `kapsaisin` maddesinin, hücrelerin enerji üreten ısı odası mitokondriye saldırarak, kanser hücrelerinin ölümünü tetiklediği belirlendi.

Araştırmaya göre, kapsaisindeki molekül ailesi vaniloidler, kanser
hücrelerindeki protein gelişimine engel olarak `apostosis`i veya hücre
ölümünü tetikliyorlar. Vaniloidler, bunu yaparken, etraftaki sağlıklı
hücrelere zarar vermiyorlar.

Kapsaisin etken maddesini akciğer ve pankreas kanser hücrelerinde deneyen bilim adamları, bu etken maddenin tümörlü hücrenin tam kalbine saldırdığını belirterek, `Tüm kanserlerin (Aşil topuğunu) keşfettiğimizi düşünüyoruz` diye konuştular.

Araştırmaya başkanlık eden Timothy Bates, kanserli hücredeki mitokondrinin biyokimyasal yapısının normal hücrelerdekinden çok farklı olduğunu kaydetti.

Bates, bir doz kapsaisinin bir kanser hücresinin apostosise girmesine yol
açtığını, ancak normal hücrede bu sonuca yol açmadığını belirterek, `Bu,
kanserli hücreleri doğuştan diğerlerinden ayıran ve savunmasız olduğunu
gösteren bir durum` dedi.

Türkiye'de sıklıkla tüketilen acı kırmızı biberde de yoğun olarak bulunan
alkaloid madde kapsaisinin başta kanser olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu hekimlerce daha önce dile getirilmişti.

*TÜRKİYE VE ABD'DEKİ ÇALIŞMALAR*

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi'nde geçen yıl yapılan bir
araştırmada da acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde
kapsaisinin, kanser başta olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu belirlenmişti.

Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, çalışmalarının sonuçlarına göre, kırmızı biberin içerisinde bol miktarda bulunan kapsaisin maddesinin insan sağlığı üzerine birçok olumlu etkiye sahip olduğunu belirlediklerini ifade etmiş, `Ağrı kesici ve iltihap çözücü etkisini P-maddesi yok ediyor, kanser önleyici etkisini ise içindeki kırmızı karotenoid maddesi sağlıyor. Ayrıca kırmızı biber kolesterol düşürücü, mide asidini düzenleyici ve mikrop öldürücü etkilere sahip. Sanıldığının aksine kırmızı biber zayıflatıcı etki de gösteriyor` diye konuşmuştu.

Yılmaz, bu faydaların sağlıklı kurutulmuş ya da taze yenilen kırmızı biberde
görüldüğünü bildirmişti.

ABD'nin Los Angeles kentindeki Cedars-Sinai hastanesi Kanser Enstitüsü ve
Kaliforniya Üniversitesi' nde yapılan bir başka araştırmada da kırmızı
biberin içinde yoğun olarak bulunan ve acılığını veren kapsaisinin, prostat
kanseri hücrelerini yok eden etkisi ortaya çıkarılmıştı.

Los Angeles'taki Cedars-Sinai Hastanesi Kanser Enstitüsü ve California
Üniversitesi' nde yapılan araştırmaya göre, acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisin, kanserli prostat hücrelerine enjekte edildiğinde, bunların parçalanarak yok olmalarını sağlıyor.

*İSOT-CAPSİCUM- ANİTUM *

Türkiye'de isot (ısı otu), bilim çevrelerinde ise `capsicum anitum` adıyla
bilinen kırmızı acı biber, sevilerek tüketilen ve kültürü yapılan bir bitki.

Anavatanının Meksika olduğu sanılan ve Azteklerin yazılı belgelerinde söz
ettikleri kırmızı acı biber, Avrupa'ya 15. yüzyılın sonlarında geldi, 16.
yüzyılda kıta ülkelerine ve Osmanlı topraklarına yayıldı.

Kırmızı biberi en çok tüketen ülkelerden olan Hindistan'a ise bu bitki 17.
yüzyılda Portekizliler tarafından ulaştırıldı. Hint ve Meksika mutfağında
çok sık kullanılan kırmızı acı biber, Türkiye'de en fazla Güneydoğu Anadolu
Bölgesi'nde yetiştirilmekte ve tüketilmekte. L.T. Tresh adlı bilim adamı,
1846 yılında bibere acılığı veren maddenin kristal yapısında olduğunu tespit
ederek, adını `capsaicin-kapsaisi n` koymuştu.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

İYİ ÇAY İÇİN BİR KAÇ ÖNERİ...

9/8/2008 ·


Özellikle Türk insanı için sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi çayın aslında bilmediğimiz bir çok özelliği var. Sütsüz ve şekersiz alındığı sürece kalorisi olmayan çay, vücudun su dengesinin korur, kahveden çok daha canlandırıcı ve tazeleyicidir. . 

ÇAYIN KİMYASI 
Camelia Sinensis bitkisinin yaprakları, çaya kendine has koku ve tadını veren birçok kimyasal madde, amino asitler, karbonhidratlar, mineral iyonları, kafein ve polifenolik bileşimler içerir. Ayrıca % 75-80 oranında su içerirler; ki bu oran işleme sürecinin ilk soldurma aşamalarında % 60-70'e düşer. "Oolong" ve "siyah çay" işlemenin mayalanma (veya oksitlenme) aşamasında, polifenolik flavanoller (veya katekinler) havadaki oksijenle oksitlenerek o benzersiz tad ve rengi yaratırlar. Kavurma (veya kurutma) işlemi, oksidasyona neden olan enzimi etkisiz kılar ve hatta içinde bulunan su oranını % 3'e düşürür. 

Siyah çayın kokusu çok karmaşıktır. Bugüne kadar hidrokarbonlar, alkoller ve asitler olmak üzere 550'den fazla kimyasal madde tespit edilmiştir. Bunların çoğu işleme sırasında oluşur ve kimyasal madde kendi önemli özelliklerini ekkeleyerek, çayı içenin koku alma duyusuyla çayın tadına katkıda bulunur. Ancak tad, esas olarak çeşitli (çok yaygın ama hatalı olarak tanen diye bilinen) polifenolik bileşimlerin kafeinle değişime uğraması sonucu ortaya çıkar. 

KAFEİNDEN ÇEKİNENE YEŞİL ÇAY 
Kafein, çayın en önemli bileşenlerinden biridir. Hafif bir uyarıcı olarak hareket eder ve midedeki sindirim sağlayan suların faaliyetini artırır. Her tip çay -yeşil, Oolong, siyah- farklı miktarlarda kafein içerir. 
Yeşil çayda Oolong'dakinden daha az kafein vardır. Oolong'daki kafein ise siyah çaydakinden daha azdır. Genel olarak ortalama bir fincan çay 8,36 mg, Oolong çayı 12,55 mg ve siyah çay 25-110 mg kafein içerirken, ortalama bir fincan kahve 60-120 mg kafein içerir. Dolayısıyla kafein alımı konusunda endişelenenler yeşil çay veya Oolong çayı gibi açık renkli, hafif demli çaylar tercih etmelidirler. Önemli başka bir nokta da, kahvedeki kafeinin vücut tarafından çok çabuk emilmesidir. Buna bağlı olarak kahve uyarıcı etkisiyle kan dolaşımını ve kadiyovasküler faaliyeti hemen artırır. Oysa çaydaki poliflavanoller emilme hızını yavaşlatır. Kafeinin etkileri daha yavaş hissedilirken vücutta kalma süresi daha uzun olduğu için çay, kahveden çok daha canlandırıcı ve tazeleyici bir içecektir. 

ÇAYIN VÜCUDA FAYDALARI 
Keşfedildiğinden bu yana çayın, sağlığa yararlı birçok yönü olduğu düşünülmüştür ve modern araştırmalar da yüzyıllar boyu ileri sürülenlerin doğru olduğunu göstermektedir. Çayın en önemli özelliği tamamen doğal bir ürün olması, kokulu çaylardaki çiçek, meyve veya baharatlar hariç hiçbir yapay renklendirici, koruyucu ve kokulandırıcı içermemesidir. Ayrıca sütsüz ve şekersiz alındığı sürece kalorisi yoktur ve vücudun su dengesinin korunmasında önemli bir rol oynar. 

Çay doğal olarak florür içerdiği için, diş minesini kuvvetlendirir ve ağızdaki bakterileri kontrol altında tutarak plak oluşumunu azaltır, diş eti hastalıklarına karşı koruma oluşturur. Yapılan araştırmalar, hem yeşil hem de siyah çayların tüketilmesinin kanser riskini -özellikle akciğer, bağırsak ve cilt kanseri- azaltabileceğ ini göstermektedir. 

KANSER YAPICI HÜCRELERE ENGEL 

Siyah çayın bileşenlerinin antioksidan etkisinin olabileceği, kanser yapıcı hücrelerin oluşmasını engelleyebileceğ i düşünülmektedir. Geçtiğimiz yıllarda yapılan çeşitil araştırmalar çayın kalp hastalıkları, felç ve tromboza karşı olası etkilerini göstermektedir. Çaydaki kafeinin kalp ve dolaşım sistemi için hafif bir uyarıcı olabileceği ve böylece arteoskleroz (damar sertliği) olasılığını azaltabileceğ i düşünülmektedir. Ayrıca çaydaki polifenollerin, kolekstrolün damarlar tarafından emilmesini ve kan pıhtılarının oluşmasını engellediğine de inanılmaktadır. 

Çaydaki kafein, konsantrasyonu artırabilir, tat ve koku alma duyularını güçlendirebilir. Çayın hazım sağlayan sıvıları, böbrekler ve karaciğer de dahil olmak üzere metabolizmayı uyarır. Böylece toksinlerin ve diğer istenmeyen maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. 

İYİ ÇAY İÇİN BİRKAÇ ÖNERİ 

Su on saniyeden fazla kaynayıp fokurdamamalı dır yoksa gereğinden fazal oksijen kaybeder.Soğumuş suyu asla yeniden kaynatmamak gerekir. 
Demlenmiş çayı porselen çaydanlığa boşaltmadan önce bir kez karıştırın. 
Yeşil çay, altlığı olmayan fincanla, siyah çay ise altlıklı fincanla sunulur. 
Demliğin, çaydanlığın ve çay bardaklarının metal olmamaları ve deterjanla yıkanmamaları gerekir. Metal çaydanlıkta yapılan çayda metal tadı olur. 
ÇAY DEMLEMENİN ALTIN KURALLARI 
Taze ve soğuk su kullanın. 
Daha iyi bir demleme ısısına ulaşmak için demliği ısıtın. 
Çayın ölçüsüne dikkat edin; fazla çay koymak hem ekonomik değildir hem de çay acı olur. 
Su kaynadığı anda, suyu demliğe ekleyin. 
Tüm lezzetin açığa çıkabilmesi için 3-5 dakika demleyin. 
Eğer çayınızı süt ile içmek istiyorsanız daha iyi karışması için fincana önce sütü koyun. 
Çayı kuru, hava almaz bir kapta muhafaza edin. 

ÇAYIMDAKİ SORUN NE? 

Çay sert ve acı: Büyük olasılıkla fazla çay koymuşsunuzdur. Genellikle, gerektiğini düşündüğümüzden daha azı yeterli olacaktır. Başlangıç olarak, "bir ölçek de demlik için" kuralından vazgeçin. İkinci olasılık da gereğinden daha uzun bir süre demlemenizdir. Çıkarılabilir filtreli demlikler veya presli "cafetiere" tipi çaydanlıklar idealdir. 
Çay bulanık görünüyor: Bu aslında iyi bir işaret olabilir; kaliteli çay köpüklenebilir ve ışığı yansıtır. Ancak çay gerçekten çok bulanıksa ya su ya da çay kötüdür. 
Çayda metalimsi bir tad var: Bu sorun genellikle kötü sudan kaynaklanır veya çay kalitesizdir. 
Çay tortulu görünüyor: Bu da, genellikle kötü sudan kaynaklanır, sudaki tortular bardağın veya fincanın yan duvarlarına yapışır. Sorun düşük kaliteli, küçük yapraklı çayların kullanımına da bağlı olabilir. Şişe suyu veya filtreden geçirilmiş su deneyin. 
Çayın tadı yavan: Bunun nedeni kötü kalite çay kullanıyor olmanız. Kendinize daha iyi davranın ve daha iyi çaylar kullanın. Suyu tekrar kaynatmış veya servis yapmayan kaynamasını beklememiş olabilirsiniz. 
Çay tatsız: Çay, rafınızda gereğinden uzun bir süre beklemiş olabilir. Küçük miktarlarda ve sık sık çay alın, hem böylece değişik lezzetli çayları da deneme şansınız olacaktır. 

ÇAY ÇEŞİTLERİ 
Rize çayı: Dünyanın en kaliteli çaylarından biridir. Katkı maddesi kullanılmaksızı n rengini doğallığından alması en önemli özelliğidir. 
Assam: 1830'larda Hindistan'ın kuzeydoğu vilayetlerinden Assam'da İskoçyalı Robert Bruce tarafından keşfedildi. Koyu renkli, güçlü ve kokuludur. 
Seylan: Küçük kalite farklılıkları ile Sri Lanka'dan gelen her çay bu cinstendir. Kokulu ve aromalıdır. 
Darjeeling: Nepal yakınlarındaki dağların doruklarında yetişir. Çayların şampanyası da denilen Darjeeling'in tadı misket ya da frenk üzümüne benzetilir. 
Earl Grey: Darjeeling, Assam, Seylan siyah çaylarından birisi ile bergamot yağının özel uyumunu yansıtır. 
English Breakfast: Hindistan ve Seylan'ın çaylarından bir harman. 
Formosa Oolong: Aroması şeftaliyi andıran Tayvan mahsulü. 
Gunpowder: Toplandıktan sonra yapraklarının sıkıca sarıldığı yeşil Çin çayı. Tad ve aroması ince ve kırılgandır. 
Jasmine: Yasemin çiçekleri eklenmiş yeşil ya da siyah ve yeşil çay karışımı. 
Lapsang Souchong: "Souchong", Çin orijinalinde çayın büyük yapraklarını tanımlar. Kuvvetlidir, duman rengindedir ve zengin bir aroması vardır. 
Orange Pekoe: "Pekoe" çayın küçük olan yaprak boyutlarını tanımlar. Bu siyah çay kökenine ve işlenmesine bağlı olarak aromasında çeşitlilik gösterir. 

ÇAY NASIL SAKLANIR? 

İyi işlenmiş siyah çaylar, vakumlu ambalajlarda veya kapalı teneke kutularda iki yıla kadar dayanabilmesine rağmen, çayın tam olarak ne zaman toplandığını tespit etmek zor olabilir. Çoğu çaylar, deniz yoluyla taşındığı için satış noktalarına varmaları birkaç ay sürer. Yalnızca, mevsimlerin belirgin olarak ayırdedilebildiğ i bölgelerde yetişen, Darjeeling gibi birinci ve ikinci sürgünlerden alınan çayların toplanma zamanı belirlenebilir. Örneğin, haziran ayında satılan birinci sürgünler üç aylıktır. Bunlar gibi narin siyah çaylar en fazla altı ay dayanır ve bu durum yeşil çaylar için de geçerlidir. Çayı koyu renkli ve hava almaz bir kap içinde, rutubet ve buğulaşma tehlikesi olmayan bir yerde saklayın. Baharatlardan ve keskin kokulu yiyeceklerden uzak tutun çünkü çay kolayca bozulabilir. 

ÇAYLA İLGİLİ BİRKAÇ NOT 

Çay bitkisinin uçlarında ve dallarında küçük çiçekler açar. Meyve üç gözlü kapsüldür. Çay bitkisinden yalnızca çay elde etmek için değil, ilaç üretmek için de yararlanılır. Thea Sinensis ve Thea Assamica (Theaceae) çaygillerin ekonomik açıdan en ilginç olanlarıdır. Literatüre bakılırsa, özellikle de tropik ve astropik ormanlarda, 28 cins ve 520 türde karşımıza çıkar. Çayın işlenmesi; soldurma, kıvırma, mayalama ve kurutulmayla yapılır. 
Dört kilo yeşil yapraktan yaklaşık bir kilo çay elde edilir. 
Avrupa'ya ilk çay 1610 yılında, o sırada henüz sekiz yıllık bir geçmişe sahip olan Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası'nın bir gemisiyle geldi. 
Buzlu çay, 1904'te Saint Louis Dünya Fuarı'nda icat edildi.

Yorum (0) Yorum yaz!

Kan gruplarına göre kişilik tahlili...

6/8/2008 ·